KIŞ AYLARINDA OKUYABİLECEĞİNİZ, İÇİNİZİ SICACIK EDECEK 6 KİTAP ÖNERİSİ!

Kış mevsimi denince akla ne gelir? Sıcak kahve, kitap ve kar! Bu kış aylarında ayağınızı kalorifere dayayıp kahvenizle kitap okumaktan keyifli bir şey var mıdır bu mevsimde? Size bu şekilde okuyabileceğiniz 5 kitap önereceğim. Bu kitapları illa kışın okumanız gerekmez, veya kitaplar mevsimlere göre ayrılmaz. Sadece bende o soğuk havalarda okunacak kitap havası yaratan kitaplara yer vermek istedim. Bir de bu içerikte yer alan kitapların hepsi tek tek çok güzel kitaplar. Hepsini rahatlıkla okuyup beğeneceğinizi düşünüyorum. Açıklamamızı yaptığımıza göre kitaplara geçebiliriz 🙂

  1. UÇURTMA AVCISI – Halit Hüseyni

200px-ucurtma_avcisi

Benim gibi bir kitap kurdunun okuduğu onca kitap arasından en çok kalbinde yer edinen kitap olmayı başarmış bir kitaptır Uçurtma Avcısı. O kadar çok şey ifade ediyor ki bu kitap benim için, anlatmayı bile göze alamıyorum. Ama bir fikriniz olsun istediğim için bilgilendirme yapacak olursak,

Emir ve Hasan, Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.

Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı’nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü…
(Tanıtım Bülteninden)

HERKESİN, MUTLAKA MUTLAKA AMA MUTLAKA OKUMASI GEREKEN BİR KİTAP. Kesinlikle normal bir kitap değil. İçindeki şeyleri her yazarın yazabileceğini düşünmüyorum. Lafın kısası okuyun, okuyun ve okuyun.

2. ACIMAK – Reşat Nuri Güntekin

acimak

Şunu söyleyerek başlayayım, tozpembe bir kitap değil. Dram ağırlıklı bir kitap ama bir klasik bana göre. Çok ipucu vermek istemiyorum ama sizi şaşırtacağı yerler var diyebilirim. Kısaca konusu şu şekilde:

Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan başarılı fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit’in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini anlatıyor.

Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor.

Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra’yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor.

(Tanıtım Bülteninden)

Çok neşeli bir ruh halindeyseniz o an okumanızı pek tavsiye etmem, ama dram severim derseniz çok beğenirsiniz.

3. SENDEN ÖNCE BEN – Jojo Moyes

senden-once-ben

Bu kitapta bol bol aşk, sevgi, şefkat ve dram var. İçinizi sıcacık edecek, sizi kimi zaman gülümsetecek kimi zaman ağlatacak güzel mi güzel bir aşk hikayesine de hazır olun derim. Yakın zamanda filmi çıktı, eğer filmi izlemediyseniz ilk kitabı okuyup daha sonra filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kitap daha iyiydi bana göre. Ayrıca beni ağlatan nadir kitaplardan diyip son noktayı koyayım 🙂 Konusu;

Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu…

Yaşamın ince detayları Lou’dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu…

Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou’nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün…

(Tanıtım Bülteninden)

4. SEÇİLMİŞ KİŞİ – Lois Lowry

the-giver

Okullarda okutulan, değişik ve yaratıcı kurgusuyla kendine hayran bıraktıran bir kitap. İçinde aşk da var, asilik, bağımsızlık arayışı, yaşamı sorgulama gibi temaları da var. Okunacaklar listenize eklemelisiniz diye düşünüyorum. Konusu;

 

Çatışmaların, yoksulluğun, işsizliğin, boşanmanın, haksızlığın ve eşitsizliğin olmadığı bir dünya bu. Aile değerlerinin üstün olduğu, ergenlik isyanlarının duyulmadığı ve görgü kurallarının bile yaşam biçimi olduğu bir zaman dilimi.

Aralık ayı, on iki yaşına gelen herkesin Yaşlılar tarafından belirlenen yaşam görevini aldıkları yıllık Tören zamanı. Jonas, arkadaşı Fiona’ nın Yaşlıların Bakıcısı ünvanını alışını ve neşeli dostu Asher’ in Eğlence Yöneticisi Yardımcısı olmaya hak kazanmasını izler. Ama Jonas özel bir şey için seçilmiştir. Seçilmesi sonucunda adı olmayan ( yalnızca kendisine Aktarıcı denilen) bir adama yöneldiğinde, dünyasının kırılgan mükemmelliğinin altında yatan karanlık sırları fark etmeye başlar.

(Tanıtım bülteninden)

5. KÜRK MANTOLU MADONNA – Sabahattin Ali

MADONNA.jpg

Diyecek çok bir laf yok, ilk sayfalardan itibaren kitap kendine çekti beni. İnce de olması sebebiyle çok rahat bitiyor. Her cümlesinde bir anlam gizlenmiş sanki. Çok anlamlı cümleler göreceksiniz okurken. Tanıtımı;

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

6. BEYOĞLU RAPSODİSİ – Ahmet Ümit

beyoglu

Yukarıdaki kitaplardan daha farklı, daha hareketli, gizem yoğunluklu bir kitap. Oturduğunuz yerden hiç sıkılmadan okuyacağınız, merak duygusunu üst seviyede yaşayacağınız bu kitap polisiye severler için ideal. Konusu için;

Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlu’nda büyümüş, Beyoğlu’nda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden… Ve soruşturma boyunca adım adım, bina bina, sokak sokak Beyoğlu. O çoksesli, çokrenkli, çokdilli, çokkültürlü Beyoğlu. Günümüzün Babil Kulesi… İnsanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini en iyi anlatan mekân… Soluk soluğa bir gerilim, benzersiz bir final…Çok kollu, çok dallı büyük bir ırmağa benzeyen bu muhteşem cadde, papazı, fahişesi, cami hocası, pezevengi, hahamı, Alevi dedesi, bankacısı, işportacısı, öğrencisi, öğretmeni, tinercisi, dönercisi, dekoratörü, evsizi, midye satıcısı, esrar satıcısı, kanun kaçağı, Anadolu kaçağı, Avrupa kaçağı, Amerika kaçağı, Afrika kaçağı, yani yaşam kaçağı, beyazı, karası, sarısı, kızılı yani insan görünümünde olan kim varsa, hepsini, herkesi sorgusuz sualsiz kucaklamıştı.Kiliseleri, camileri, sinagogları, hanları, hamamları, bankaları, giyim mağazaları, kitabevleri, meyhaneleri, birahaneleri, şaraphaneleri, kafeleri, kültürevleri, randevuevleri, sinemaları, tiyatroları, galerileri, vakitleri çoktan dolduğu halde ömür sürmeye çalışan bilmem kaç yüzyıllık inatçı binaları, dar sokakları, kör çıkmazlarıyla Grande Rue de Pera, Cadde-i Kebir, İstiklal Caddesi ya da Beyoğlu nasıl adlandırılırsa adlandırılsın burası her gün, her an değişen yeryüzünün en büyük tiyatro sahnesi gibiydi.”

Kitap önerilerim bu şekildeydi. Çok kitap okuyan biri olarak bu tarz paylaşımları eğer isterseniz daha sık yapabilirim. Umarım faydalı olmuştur, bir dahaki paylaşımımda görüşmek üzere!

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

4 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s